Yukarı Çık

YABANCILAŞMA

6 Şubat 2019 Çarşamba 17:09:36
369 kez okundu.

                                                                                        

                Yabancılaşma kavramını ilk defa Hegel (1770-1831) kullanmaya başlıyor. Hakkında fazla konuşmasak da, yaşantılarımızın içinde gitgide daha fazla yer kaplayan bir kavram.

                Meselâ yemek yerken ağır ağır, tadını çıkara çıkara, yediğimize odaklanarak yiyorsak, yemeğimizle bütünleşmiş oluyoruz. Ama alelacele, öğünü geçiştirmek için, ne yediğimizin çok da farkına varmadan yiyorsak, yemeğimize yabancılaşmış haldeyiz demektir.

                Bir ağaçtan elma toplarken, biraz sonra bu tatlı ve sulu elmalardan bir tanesini keyfini çıkartarak yiyeceğini bilmek, topladığın diğer elmaları da ailenle veya dostlarınla paylaşacağını bilmek, elma toplamanın bütünleşilmiş bir şekli. Ama bahçedeki 100 tane elma ağacını, satma amacıyla bir an önce toplamaya çalışıyorsak eğer, büyük ölçüde işe yabancılaşmış halde yapıyoruzdur toplama işini.

                Akşam eve geldiğimizde aile bireylerinin her biri bir yerde, önlerinde akıllı telefon veya tablet veya bilgisayar veya en azından televizyon varsa ve bir sohbet ortamı doğmuyorsa, aile bireyleri birbirlerinin sevinçleri veya dertleri ile yeterince ilgilenmiyorsa, bu ailenin bireylerinin aile kavramına yabancılaşmış durumda olduklarını söyleyebiliriz.

                Çalıştığımız işyerinde, işimize sadece bize para kazandıran zorunlu bir görev gözüyle bakıyorsak, pek bir toplumsal fayda üretmediğimizi düşünüyorsak veya bunu yeterince göremiyorsak, kendi kişilik özelliklerimizi yaptığımız işin içine bir renk olarak katamıyorsak (beceremiyorsak veya buna izin verilmiyorsa), işimizi yabancılaşmış halde yapıyoruz demektir.

                Bir şehri veya bir müzeyi geziyorsak ama gezmekteki ana amacımız buraya geldiğimizi başkalarının bilmesiyse, bunu sağlamak için sürekli facebook veya instagram’dan fotoğraf paylaşıyorsak ama etrafımıza yeterince odaklanmıyorsak, gezimizi yabancılaşmış bir biçimde yapıyoruz demektir.

                                                                                                             ***

                Hegel’de yabancılaşma dağılma anlamına gelir, basit bir bileşimin dağılıp daha karmaşık bir bileşim haline gelme sürecidir. Hegel yabancılaşmaya olumlu bir anlam yüklemiştir. Tek tek bireylerin kendilerine ait güçleri devrederek Devlet’i oluşturmaları bir tür yabancılaşmadır ve bu Hegel’e göre olumludur.

                Ancak kavram hakkında esinlendiği Jean JacquesRousseau (1712-1778), uygarlığı Hegel gibi insanın gelişim çabasının bir aşaması olarak değil, insanın zincirler içinde olmasının ana nedeni olarak görür. Rousseau'ya göre antik çağ toplumlarından modern topluma geçiş bir ilerleme değil, bir düşüştür. Dolayısıyla da siyaset, bilim ve sanat alanındaki gelişmelerin getirdiği mutsuzlukları, yabancılaşmanın sonuçları olarak görmüş ve oldukça olumsuz bir tablo çizmiştir: “Artık ne içten bir dostluk, ne gerçek bir saygı, ne temelli bir bağlılık kalacak. Kuşku, güvensizlik, korku, soğukluk, çekingenlik, nefret, ihanet, hep o basmakalıp ve aldatıcı nezaket perdesinin arkasına saklanacak, yüzyılımızın bilim ve anlayışını borçlu olduğumuz o övüldükçe övülen uygarlık kisvesine bürünecekler”…

                1844 El Yazmalarında konuya geniş bir yer veren Marx’a (1818-1883) göre ise yabancılaşma, beşeri ürünlerin insanı himayesine alarak köleleştirmesiyle birlikte karşı bir güç haline gelmesi ve böylece insanı insan olmayana dönüştürmelerine denilmektedir. Geçmişten günümüze insanoğlu tarihsel ve toplumsal yasaların özüne varamadıkları için toplumsal gelişimi insanı merkez alan bir şekilde geliştirememişlerdir.Bu öze varmadan gelişimi yönetmek mümkün değildir. Bu cahilliğin sonucunda insanoğlu kendi bireysel dünyasını kuramamış bunun sonucunda kendisine yabancı bir yaratığa, bir insan olamayana dönüşmüştür...

                                                                                                             ***

                Albert Camus de (1913-1960) Yabancı kitabında yabancılaşmayı şöyle tasvir eder: “Yani bu işin benim dışımda görünüyor gibi bir hali vardı. Her şey ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu, kaderim bana sorulmadan tayin olunuyordu. İyi düşününce söylenecek bir şeyimin olmadığını anlamaktaydım. Kendi kendimi seyrediyormuş gibi bir hisse kapıldım”…

                ErichFromm (1900-1980) ise yabancılaşma kavramını psikanalitik boyutuyla inceliyor. Fromm’a göre mutluluk, çağımızda arzu edilene sahip olmak ile ölçülür hale gelmiştir. Bunun sonucunda oluşan tüketim kültürü ile tüketim hem özgürlüğün hem de mutluluğun tek kaynağı oldu. Tüketim bir yaşam biçimi haline geldi. Sadece tüketim değil buna bağlı üretim de bireyi yabancılaştırmaktadır. Üretim süreçlerinde birey, toplumla uyumlu olmak için, zorla işini benimsemeye çalışmakta, üretim süreçlerinin bir otomatına dönüşmektedir. Bu süreçte insan nesnelerin kölesi haline gelir…

                Sartre (1905-1980) ise yabancılaşmayı doğal bir durum olarak görmekte, bireyin etkin ve özgür seçimlerle kendini yeniden varederek bunu aşabileceğini söylemektedir.

                Son yüzyıllarda çok hızlı bir gelişim gösteren bilimin de yabancılaşmayı artıran önemli bir etken olduğunu söylemek mümkün. Tarihlisanat sitesinde Baturay Gül bunu şöyle ifade ediyor: Bilim insanın öz tanımını sağlayan efsanelerin, astronomik, biyolojik, fiziksel, toplumsal, bireysel temellerini birer birer yıkmıştır. Ama karşılığında bütünlüğü olan saygın bir yer edinebileceği bir dünya sunamamıştır. İnsan sadece tabiat karşısında değil, toplum ve siyasal düzen karşısında da ufalıp, önemsizleşmiş, yalnızlaşmıştır.

                                                                              ***

                İnsan hem gitgide artan bireyciliği ile, öte yandan da küreselleşme tarafından kendine özgü yanlarının, çoğunluğun baskısı tarafından törpülenip yok edilmesi ile çevresindeki herşeyekarşı artan bir şekilde yabancılaşmaktadır.Nasıl ki insanlık çevre kirliliği yaratan hiçbir olgudan (araba kullanmak, uçağa binmek, cep telefonu kullanmak vs.) vazgeçmek istemediği için dünyadaki çevre kirliliği sürekli artıyorsa, yabancılaşmaya neden olan herhangi bir şeyden de vazgeçmek istemiyor. Bu da insanın yabancılaşmasının daha da artarak süreceğini gösteriyor.

               

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı