Yukarı Çık

YALOVA VE 1999 BÜYÜK MARMARA DEPREMİ

3 Aralık 2018 Pazartesi 11:30:55
415 kez okundu.

 

Depremin büyüğü, bir gün yine kapımızı çalacak.

Ders çıkardık mı?

17 Ağustos 1999 tarihinde yaşananları hatırlıyor muyuz?

Aslına bakarsanız yaşananlardan ibret almadığımız gün gibi aşikârdır.

O günü anlatmaya çalışayım. Belki hafızalar tazelenir.

Şenköy’de idim.

Büyük bir gürültüyle uyandım. Dışarı çıktım. İletişim kurulacak hiçbir ortam yoktu. Aklıma odadaki çekmecede duran küçük radyo geldi. Tekrar binaya daldım. Radyoyu aldım. Dönüyordum ki merdivenlerde artçı depreme yakalandım. Binanın gıcırdayan tuğlalarının çıkardığı sesler, hala kulaklarımda çınlar. Kendimi sokağa attığımda endişe ile elimdeki radyonun düğmesine bastım.

Haberler önce İstanbul’dan gelmeye başladı. Yarım saat sonra Yalova’daki durumun vahim olduğunu anladım. O arada komşu seslendi. Kocadere-Sahil mahallesinde binaların çöktüğü haberine ulaşmış. Arabaya bindik ve on beş dakika sonra olay yerine vardık.

Daha gün ağarmamıştı. Hemen caminin arkasında beş katlı blokların birbiri üstüne çökmüş görüntüsü ürpertici bir manzara olarak karşımızda duruyordu. Binalara yaklaştık.

İnilti sesleri, feryatlar, çığlıklar, yardım çağrıları seher vaktinin sessizliğini yırtıp geçiyor, adeta insanın kanını donduran bir tabloya şahit oluyorduk.

Biraz daha yaklaştık. Betonların arasından dışarı uzanan kollar, yarısı dışarıda ve yarısı içeride kalan bedenler, ölüm-kalım mücadelesi veren çaresiz insanlarla çare bulmakta zorlanan insanların duruşlarını anlatmak mümkün müdür?

Gün ağardıkça kalabalıklar atıyor, kalabalık arttıkça keşmekeş çoğalıyor ve herkes elinden geldiğince yardım çalışmalarına destek veriyordu.

Cesetler, yaralılar…

Biten hayatlar ve sönen ocaklar.

Üçüncü gün Yalova’ya geldim. Şehrin her mahallesini, her caddesini ve her sokağını farklı çalışmalar için karış karış gezdim.

Ne anlatayım?

Hayatlarını kaybeden onlarca tanıdıklarımı, öğretmen arkadaşlarımı, ömrünün baharında hayata veda eden öğrencilerimi ve hikâyelerini, ne hakikati ile anlatmaya gücüm yeter ne de anlattıklarımı dinlemeye yüreğiniz dayanır.

Müteahhit hatalarına bağlı yıkılan binaları da gördüm, hiçbir kusuru olmayan sapa sağlam beş katlı binaların toprağın içine battığına da şahidim.

Acıyı ve kederi fırsata çevirmeye çalışanları hayretle izledim.

Günlerce bir dilim ekmek yemeden su içerek matem tutanları da biliyorum.

Fatih caddesini defalarca boydan boya dolaşarak binaların deprem halini izledim. O görüntüleri asla unutamam. Hacı Mehmet Ovası’nda üç kat toprağın altına girip ceset aradığımızı hangi kelimeleri kullanarak size anlatayım?

Yakınlarını kaybeden insanların feryatlarını mı yoksa “Sesimi duyan var mı?” diye tükenmiş umudunu son seslenişle duyurmaya çalışan insanların hallerini mi tasvir edeyim?

Ya da birkaç ay boyunca ceset kokan Yalova sokaklarının sahipsizliğini ve harabeye dönüşmüş halini mi tarif edeyim?

Hiçbir cümle gücü, yaşanan o güç halleri tarif etme yeterliliğine sahip değildir.

Bir ara deprem yardımlarının dağıtımının yapıldığı depoda da görev yaptım.

Acılara, ağıtlara göğüs gerdim de orada şahit olduğum haller, bende hayal kırıklığına dönüştü.

O görevi kabul ettiğime pişman oldum.

Yaralar sarılarak bu günlere geldik.

Depremi yaşayan insanlar, “Unutma! Unutturma!” sloganıyla önlem alınması için etkili bir söyleem kullanmaya başladı.

Aksine unuttuk. Unutanlara hatırlatma gibi bir gayretimiz de olmadı.

Yalova’da elli yaşını doldurmuş ve Büyük Marmara Depremi’ni yaşamış onlarca bina dış cepheleri süslenerek günümüze taşınmıştır.

Yeni bir büyük depreme bu binalar nasıl direnecek?

Stratejik İl Planları’nı neden değiştirdiniz?

Yalova’da üç kata ruhsat verilirken ilçelerde beş katlı binalara izin vermenin mantığı nedir?

Yalova merkezde deprem olacak da deprem ilçeleri es mi geçecektir?

Yalova merkez ve ilçelerde görev yapan yerel meclislerin oy kullanan üyeleri imar ve kat yoğunluğu konusunda kaldırdıkları ellerin hangi sorumluluğu taşıdığını düşünüp vicdani muhasebe yapmışlar mıdır?

1999-2004, 2004-2009, 2009-2014 ve 2014-2019 yılları olmak üzere dört dönem belediye ve il genel meclis üyeliği yapanlar,  imar planları ve kat yoğunlukları konusunda ne kadar hassas davranmıştır? İnsan hayatının önemine yönelik vicdani değerlendirmelerde bulunmuşlar mıdır?

Yalova’nın bu hali ne olacak?

Geleceğimize ait planlarımızı, tadilat adı altında delik-deşik edenlerin hiç bir vebali yok mudur?

Yalova kamuoyunun karşısına geçip,  iyi insan ya da bilge insan pozları vererek kimse günahlarından kurtulamaz.

Ya da o şekilde günah çıkarma diye bir hakikat yoktur.

1999 yılında yaşadığımız depremde tam beş bin insanımızı toprağa verdik.

Aynı şekilde deprem olursa, bu kez kaç bin insanımızı kaybederiz sizce?

Yerel meclislere sunulan her uygulamaya sorgusuz-sualsiz evet oyu verenler, iyi meclis üyesi sıfatı mı kazanıyor?

Ya da bizler, hiç sesimizi çıkarmadığımızda iyi vatandaşlar mı oluyoruz?

Kendimizi eleştirelim.

Özeleştiri yapalım.

Suçu depreme, sonuçlarını da kaderimize yüklemeyelim.

Ne zaman gelir bilinmez.

Lakin depremin büyüğü bir gün gelecek.

Öyle bir durum yaşandığında…

Suçu kime atacağız?

 

 

 

 

 

 

 

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı