Yukarı Çık
‘Bu hikaye; hepimizin hikayesi’
3 Kasım 2020 Salı 16:45:52
2629 kez okundu.
..”Şehirlerimizde, kentin tamamını kapsayan deprem strateji planları ile örtüşen bütünsel kentsel dönüşüm projeleri hazırlanmalıdır. Meslek uzmanları tarafından yapılan uyarılar, yetkili kurum ve kuruluşlarca artık dikkate alınmalı ve ivedilikle gerekli tüm önlemler alınmalıdır.”

 

Haber / Esin KAYA

İzmir’de yaşanan depremin ardından TMMOB Mimarlar Odası Yalova Temsilciliği Yönetim Kurulu’ndan açıklamada bulunuldu. “Kentimizde halen bir deprem strateji planı mevcut değil, halen bütünsel anlamda kentsel dönüşüm projesi hazırlamış değiliz. Depremi ada-parsel bazında düzenlenecek bina yenileme projeleri değil, bütünsel kararlarla depremsellik, ulaşım, coğrafya, su yönetimi, iklim vb. kriterlerin bir arada değerlendirildiği toplu bir yaklaşım engelleyecektir” denilen açıklama şöyle:Bugün 4 Kasım Çarşamba… Bu sabah 09.05’te gazetemi alıp salonda deniz manzaralı köşeme oturdum ve İzmir’de yaşanan deprem ile ilgili acı haberleri okuyordum. Kahvemi aldım ve sallanan sandalyeme oturdum. Tam o sırada, ‘Masanın üzerindeki 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde kaybettiğim canım ailemin fotoğrafı gözüme ilişti ve aniden güçlü bir sarsıntıyla yere düştü. Bu sefer sallanan sandalye değildi. Yine o dehşet anları başlamıştı. Deprem oluyordu. Hızlıca fotoğrafı kucakladım ve daire kapısına doğru istemsizce kaçmaya başladım. Binadan inanılmaz sesler geliyordu. Çığlıklar, gürültüler… Daire kapısını açar açmaz, binanın merdiven evinin çöktüğünü farkettim. Çok korkuyordum. Oysaki Marmara depremi sonrası, onarım-güçlendirme görmüştü binamız. İlgili kurumlar tarafından incelenmiş ve proje uygunluğu sonrasında iskanımız verilmişti. Uygun olmasaydı vermezlerdi herhalde... Pencereye doğru koşup, dışarı doğru baktım. Karşıdaki eski parkın bulunduğu araziye yeni yapılan deniz manzaralı altı katlı binaların, bodrum katlarında bulunan otoparklarını tsunami nedeniyle su basmıştı, herkes araçlarını almaya çalışıyordu. Cadde üzerinde trafik o kadar sıkışmıştı ki araçlar otopark rampalarından çıkamıyordu. İnsan kalabalığı, sirenler, çığlıklar, feryatlar…

Hemen telefona sarıldım. Kimi aradığımı bile hatırlamıyorum. Korkudan yalnızca beni kurtarın diye bağırıyordum. Sonra tekrar içeri koştum. Sarsıntıdan tüm eşyalar yere yığılmıştı; adeta ortalık savaş alanı gibiydi. Ayağımda derin bir kesik, kan kaybediyordum. Keşke bir deprem çantası hazırlamış olsaydım. Korna sesleri siren seslerine karışmıştı. Her geçen dakika ölüme biraz daha yaklaşıyordum. Korkudan ne yapacağımı bilemiyordum. Uzun bekleyişin ardından arama kurtarma ekibi pencerede belirmişti. Hızlıca beni, itfaiye aracı yardımıyla aşağıya indirdiler. Ayağıma pansuman yapılıyordu ve ben nihayet canımı kurtarmıştım. Çevrede yıkılan binaları izliyordum. Kaçışan insanları, yitirilen yaşamları… İzledikçe hatırlıyor, güçsüzleşiyordum.
Akşama kadar tanıdığım tüm insanlara ulaşmaya çalıştım ancak tüm telefonlar kapalıydı. Binalar yıkılmış ve çoğu arkadaşım enkaz altında kalmıştı. Ne kalacak bir yerim ne de bir yakınımkalmıştı. Herkes yabancı… Yapayalnızdım…
Akşama doğru yetkililer; Eskiden merkeze en yakın mesafede olan Arboretum arazisine kurulan deprem çadırlarının, şimdi Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü arazileri üzerine yeni yapılan millet bahçesine kurulacağını söylediler. Nihayet başımı sokacağım bir yerim olacaktı. Ancak beni oraya götürecek kimse yoktu ve kesik ayağımla o kadar yolu yürüyemezdim. Tam da o sırada bir araç zorlandığımı fark ederek yaklaşıp beni gideceğim yere götürebileceğini söyledi.

Yorgunluktan olsa gerek, başımı cama yasladım ve şaşkınlıkla etrafta olan biteni izliyordum. Eski meteoroloji binasının bulunduğu parselde yapılan yeni okulun yanından geçerken tsunami nedeniyle bahçesini su bastığını farkettim. Ortalık kıyamet alanı gibiydi, veliler kucaklarında çocuklarıyla adeta yaşam mücadelesi veriyorlardı. Oysaki bina henüz yeni yapılmıştı. Deprem yönetmeliğine de uygundu. Az ileride Yalova Tonami meydanındaki üst geçit devrilmiş, trafik kilitlenmişti. Alternatif yolları kullanarak, kafamda soru işaretleriyle birlikte millet bahçesine ulaştık. Beni aracıyla buraya getiren yardımsever adama defalarca teşekkür ettim. Sonrasında vedalaştık.

Henüz çadırlar kurulamamıştı. Belediyemiziş makinalarıyla taşkın riskli, önlemli alan olan bu arazideki su taşkınına engel olmak için var gücüyle çalışıyordu. Elimde ailemin fotoğrafıyla birlikte kaldırım kenarına yığıldım.”

Gözümü açtığımda kahvem yere dökülmüştü ve canım ailemin fotoğrafı masada…
Herşeyin bir rüya olduğunu, aslında hiçbir şey için geç kalmadığımızı anladım.
Bugün biraz daha iyiyim, Peki ya yarın?

Bu hikaye; hepimizin hikayesi…

Bugün yarından daha değerli… Yarınlarımızın yok olmaması adına; her alanda görevlerimizi en iyi şekilde ifa ederek; oluşabilecek tüm zararların önüne geçebilmemiz bizim elimizde.

Ülkece yaşadığımız depremlerin bıraktığı acıları, her seferinde büyük üzüntüyle çaresizce izliyoruz.

30 Ekim 2020 İzmir’de yaşanan depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Umarız bölgede, bir an önce her şey yoluna girer.
Kentimizde de halen bir deprem strateji planı mevcut değil, halen bütünsel anlamda kentsel dönüşüm projesi hazırlamış değiliz. Depremi ada-parsel bazında düzenlenecek bina yenileme projeleri değil, bütünsel kararlarla depremsellik, ulaşım, coğrafya, su yönetimi, iklim vb. kriterlerin bir arada değerlendirildiği toplu bir yaklaşım engelleyecektir. Kişi ve kurumların rant kavgası, depremleri engelleyemeyecek. Aksine problemler her geçen gün daha büyük boyutlara ulaşacaktır.

Şehirlerimizde, kentin tamamını kapsayan deprem strateji planları ile örtüşen bütünsel kentsel dönüşüm projeleri hazırlanmalıdır. Meslek uzmanları tarafından yapılan uyarılar, yetkili kurum ve kuruluşlarca artık dikkate alınmalı ve ivedilikle gerekli tüm önlemler alınmalıdır.”

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Haber Portalı