Mevhibe Ergin SOLAK


YALOVA’DAN AVRUPA’YA KURULAN KÜLTÜR KÖPRÜSÜ VE YAFEM

Değerli okurlarım..

(YAFEM) Yalova Folklor Araştırma Merkezi Derneği’nin Avrupa’daki derneklerle düzenledikleri 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı şölenleri için gittiğimiz ülkeler veya geçiş güzergâhlarımızda durup gezdiğimiz yerler bana hem sevinç, hem elem veriyor, aynı zamanda tarihi yeniden yaşıyorum.

Slovakya sınırından (JESENİCE) Hırvatistan’a giriş yaptık. Hırvatistan, eski Yugoslavya’nın bölünmesiyle ortaya çıkan hali hazırda Almanya ile sıkı bağları bulunan bir ülke niteliği kazanmıştır. Esasen milletler birey olarak birbirleriyle üst düzey insani ilişkiler içindedirler. Ancak millet ve devlet sıfatı söz konusu olduğunda durum değişmekte ve devlet politikası adı altında çıkarlar öne alınarak birey ilişkileri etkisizleştirilmektedir. Buna bir örnek olarak eşim Prof. Dr. Kemal Solak’ın akademik çalışmaları sırasında yakinen ilişki içinde ve ortak çalıştıkları akademisyen karı-koca bir ailenin babaları Prof. Dr. Miladen S. Karaman adlı esası bizim Türkiye’den Karaman’dan gitmiş, gelenekleri ile kendilerini “Türkoğlu Türk”  hisseden bir hocadan bahsetmek istiyorum. Dr. Karaman hoca eşimin çalışmalarında, teşhislerinde dostça yardımda bulunduğunu biliyorum. 1972’den 1985’e kadar sıkı diyalog içindeydiler. Bundan birkaç sene evvel bir sempozyum vesilesiyle Sırbistan-Karadağ (Nova Hersagonia-Yeni Hersek) bölgesinde yaşadığı anılardan bahsedeceğim. Dr. Karaman’ın oğlu ve gelini (karı-koca)akademisyen profesör ile adeta bir baba dostu hassasiyetiyle kokteyl masasında ağırlamışlar, ortak hatıralarını dinlemişler ve ertesi günde küçük bir toplantı tertip ederek eşimden babalarının anılarını anlatmasın toplulukla paylaşmasını istemişlerdir. Bir vefa örneği olarak arada hiçbir meşrep farkı gözetmeden adeta bir aile bütünlüğü halinde unutulmaz bir anı olarak yaşayan bu bireysel duygular, devlet politikasına yansıtılmadan kişisel seviyede kalırken geçtiğimiz 10-15 yıl öncesindeki Yugoslavya’nın parçalanması, Sırpların Müslümanları katledişi Karaman ailesinin de istemedikleri şekilde yüreklerinde derin acı bıraktığını, adeta özür dileme mahcubiyeti içinde eşime ifade ettiklerini memnuniyetle karşılıyorum. Bunu seyahatim boyunca düşünerek daha önce bir bayrak altında birlikte yaşamış çeşitli toplulukların daha sonra aralarında suni sınırlar oluşturarak nasıl derin ayrılıklara düştüklerini gözlemlerimle üzülerek gördüm. Bu durum birliğimizi korumamız, bugünkü tartışmaların beraberliğimizi bozmayacak şekilde, bütünlüğümüzü sağlayacağı ılımlı üsluplarla yumuşak kalpliliklerle ve büyük sorumluluklarla yapılması gerektiğini âcizane tavsiye etmekteyim. Ben bu düşüncelere dalmışken Özer Koyuncu Bey her zaman hatırlattığı gibi “Yolumuza devam ediyoruz abla” diyerek bu güzel yağmurlu gecede düşüncelerim bunlardı ve otobüsümüz yola koyuldu. Gece yolculuğumuza devam ettik ve sabah saatlerinde Sırbistan kapısında kontrol için indirildik. Gördüklerim sürpriz olmadı, her yer pislik içinde idi, yüzümüzü yıkamak için dahi su bulamadık. Bir saat bekletildikten sonra Belgrat’a yaklaştıkça ben yeniden heyecanlanıyorum. Derin düşüncelere dalmamak, tarihi düşünmemek mümkün mü? YAFEM’in gençleri çok heyecanlıydılar. Başkan Özer Koyuncu Bey Belgrat’ta olduğumuzu söyledi. Türk eserlerini ve kaleye çıkacağımızı, oradan Tuna’yı izleyeceğimizi bize anlatırken kendileri de çok heyecanlıydılar. Belgrat kalesine çıktık, Tuna Nehri’ni seyrederken Şanlı Gazi Osman Paşa’nın Plevne Müdafaası’nı görür gibi gönlüm hüzünlendi. 1876 yılı Osmanlı Devleti için bir dönüm noktası olmuştu. Meşrutiyet münakaşaları Osmanlı Devleti içindeki bu karışıklığı fırsat bilen Rusya, Balkanlara hâkim olmak ve hayalinden çıkmayan Boğazları ele geçirerek sıcak denizlere inme siyasetini gerçekleştirmek düşüncesiyle fırsat kollamakta idi. Kırım Savaşı’nda aldığı yenilgiyi de bir türlü unutamayan Rusya, Balkan topluluklarını Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtmaktan geri kalmıyordu. Her fırsatta çatmak için bahane arıyordu ve Osmanlı Tarihi’nde “93 Harbi” olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi’nin en önemli safhasını hiç şüphesiz Plevne Muharebeleri teşkil etmekte idi. Savaş, Doğu Cephesi ve Rumeli Cephesi olmak üzere iki cephede meydana gelmiştir. Savaşın başlamasıyla Rusların Tuna’yı geçerek Bulgaristan içlerine doğru ilerlemeleri üzerine Vidin’de bulunan Osman Paşa, Ruscuk, Silistre, Varna ve Şumnu’daki orduları bir araya toplamaya gayret ediyordu. Çünkü Plevne’nin Ruslar tarafından işgal edilmesi durumunda Edirne yolu da Rusya’ya açılmış olacaktır. Osman Paşa 16 Temmuz 1877’de askerleriyle beraber Plevne’ye girer. 1. Plevne Muharebesi olarak bilinen bu muharebede Ruslar 3 bin kadar ölü ve yaralı vermişlerdir. Çok sayıda tüfek ve çadır Osmanlı Kuvvetleri tarafından ganimet olarak ele geçirilmiştir. Mağrur ve kendilerine çok fazla güvenen Ruslar, bu mağlubiyetten sonra kolayca zafere ulaşamayacaklarını anlamışlardı. Rusların bu mağlubiyeti üzerine Grandük Nikola, hiç vakit kaybetmeden Romanya Prensi Şarl’a bir telgraf çekerek; “Derhal yardıma gelmelisiniz, Osmanlı orduları bizi imha ediyor. Hıristiyanlık davası yok olmaktadır.” sözleriyle yardım için Hıristiyan âlemine çağrıda bulunmuştur.    

Osman Paşa I. Plevne zaferinden sonra Rusların tekrar hatta daha kalabalık olarak geleceklerini düşünerek birliklerine Plevne çevresinde tabyalar ve toprak istihkâmlar yaptırır.30 Temmuz 1877 sabahı, 60 bin asker ve 184 topla saldırıya geçen Rus kuvvetleri karşısında Osmanlı ordusu ise, 33 bin muharip ve 58 toptan ibaretti. Tehlikenin büyüklüğüne ve bütün olumsuzluğa rağmen gazi Osman Paşa’nın azmi ve iradesiyle Rus hücum kolu sarsılmış, bozguna uğramış, güneş batarken perişan bir şekilde II. Plevne Muharebesi, birincisinden daha kanlı olur. Muharebe sonunda Ruslar 8 bin ölü verir ve bunun iki katı kadar da askerleri yaralanır.

Not: Yazı dizisi devam edecek.

………………….

Değerli okurlarım, tüm Yalovalıları ilgilendiren bir hususu, sizlerle paylaşmak istiyorum. Sahilde, eski Donanma’nın karşısında bir apartman var: “UFUK APARTMANI”. Apartmanın ismi güzel ama sebep olduğu bir durum için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Bu apartmanı seyrederken birden maziyi hatırladım. Eskiden kömürle çalışan, posta taşıma işi de yapan, türkülere de konu olmuş “KARA TREN” vardı. O, gökyüzünü kara kara bulutlarla kaplata kaplata yol alırdı ve oradan geçtiği epeyce bir vakit sonra dahi anlaşılabilirdi.  Şimdi gelişen teknolojiye bağlı olarak kara tren yerini yüksek hızlı trene bıraktı. Bunun üzerine diyeceksiniz ki Ufuk Apartmanı ile kara tren arasında nasıl bir ilişki var. Durun ben sizin yerinize tahmin edeyim: Bu apartmanın yetkilileri bize kara trenin dumanını devamlı hatırlatmak istercesine gökyüzünü dumana boğuyorlar. Güzel Yalova’mızın masmavi gökyüzünü kara dumanla kaplanmasına neden olan bu apartmana hiçbir yetkili müdahale etmiyor mu? Müdahale etmek istiyorlar da bir şey mi yapamıyorlar? Bu apartmanın yetkilileri, uyarılara rağmen hâlen bacalarına filtre taktırmak ya da başka türlü önlemler almamak da ısrarcılar. Aklıma şu da gelmiyor değil: “Arkalarını yasladıkları bir güç mü var?” merak ediyorum. Hava, hepimizin yaşam kaynağı olduğundan havayı kimsenin kirletmeye hakkı yoktur. Herhangi bir önlem alınmazsa atmosferde artan karbondioksit (CO2), gökyüzünden asit yağmurları şeklinde Yalova’mıza düşecektir. Bu durum ekolojik dengeyi bozacağı gibi bina ve otomobillerin muhafaza boyalarını aşındıracak ve milli servetimizin israfına yol açacaktır. Güzel Yalova’mızın çevreye duyarlı insanlarını ve bu konuda değerli yetkililerimizi bu konuda daha duyarlı olmaya davet ediyorum.

Saygılarımla.. 

 


defa okundu.
17.02.2012



Copyright © HABERCİ GAZETESİ

İsmet Acar Caddesi 40/A Yalova | Telefon 0.226 814 13 32 - Fax: 0.226 811 03 00
habercigazetesi77@gmail.com