Haftaya Kurban Bayramı, yazı günüm bayrama denk geldiğinden, gazete çıkmadığı için zorunluluktan köşemde yokum. Ve bugün belki de ilk defa bu kadar kısa bir yazıyla huzurlarınızdayım. Bunu, bayram sonrası ithal et ve canlı hayvan konusunu, dolayısıyla ülkemizde tarım ve hayvancılığı irdeleyeceğim uzun bir yazıyla telafi edeceğimden kimsenin kuşkusu olmasın. Zaten son günlerde kendime bir misyon yükledim. Ben demeyi çok itici bulmama rağmen, bencilik eksenime dolandı biraz. Sanırım, Üstat Orhan Veli’nin “beni bu havalar mahvetti” dediği gibi beni de lodos etkiledi. Ben bu aralar konuşmuyorum YAZIYORUM, söylemiyorum YAPIYORUM.
Dün ON KASIM’dı. Ben anlamlı günlerde bir günlük söylem, eylem ve methiyeleri oldum olası sevmiyorum. Atatürk’ü sevmek, anmakla olmaz ANLAMAKLA olur. Bir cumhuriyet düşünün ki kuruluşundan 87 yıl sonra hala kurucusunu arar hale düşürülmüş, bir ülke düşünün ki kurtarıcısını ölümünden üzerinden geçen 72 yıla rağmen mum ışığıyla arayarak özler halde. Daha ne söylenir, ne denilebilir ki Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’Ü anlatmak için. Yaklaşık bir asır önce söylediği veciz sözler hala güncelse, bizlere ışık tutuyorsa, ilkeleri çağdaş medeniyetin tartışılmaz temel taşlarıysa, böyle büyük bir lideri, böyle yüz yılda bir dünyaya gelebilecek büyük bir önderi, senede belirli günlere sıkıştırarak anmak Türk milletine ve kendini onun bir bireyi kabul eden hiçbir Türk insanına yakışmaz. Önemli olan ATAMIZI anmak değil, bir bütünlük içinde içimizde yaşatabilmek. Varlığı Türk varlığına armağan olsun…
Çevre konusunda Yalova’da yeni bir atılım başladı. YAÇEP önderliğinde, Yalova çevre gönülleri dernekleşme adına somut adımı attılar. Benimde davetli olduğum platformda dernek çatısı ve izlenecek yol haritası masaya yatırıldı. Ortak akılda buluşularak adı, amacı, tüzüğü ve yapılacaklar konuşuldu. Geçmişte kurulu bulunan ÇEKO Yalova’da önemli icraatlara imza atmıştı. Ve onun fesh olması sonrası bu konuda ciddi bir boşluk yaşanmıştı. Açığın kapanacağına ve derneğin Türkiye’ye örnek olacak faaliyetlere imza atacağına yürekten inanıyorum. Hele oluşum içinde, heyecan içindeki gençleri ve gözlerindeki ışığı görünce inancım ikiye katlandı.
Geldim yazımın son kısmına. Malumunuz gelen el düğünü değil, bayram, Kurban Bayramı. Hayvancılığın geçtiği dar boğaz ortada. Gündemden düşmüyor. İthal kurbanlık getirecek hale düştük, düşürüldük. Mesleğim gereği gelişmeleri yakından izlemekle kalmıyorum, Ankara’da ve yurt dışında ithalatta yaşananları gerek bizzat gerekse sektörün taraflarıyla bire bir telefonla görüşerek öğreniyor ve bilgiyle donanıyorum. Yazımın başında değindiğim gibi bayram sonrası bunları paylaşacağım. Kısaca şunu söyleyeyim, ithal hayvan ve karkas et işinin iki kelimeyle SUYU ÇIKTI. Yanlışlıklar çok, hatalar belli. Asıl sorun ülkemizde olmayan tarım ve hayvancılık politikası. İkisini (tarım ve hayvancılık) birbirinden ayırmak olanaksız. İlkokul yıllarında sosyal bilgiler, ortaokul yıllarında coğrafya kitaplarında yazan ülkemizin geçim kaynaklarında, birinci sırada yazılan tarım ve hayvancılık, artık mazide kalan romantik bir hatıra. Bitti, bitirildi. Üretim kamçılanmadıkça tarım ve hayvancılık çarkının yeniden dönmesi mümkün değil. Bildiklerimi, görüş ve düşüncelerimi paylaşacağım. Yalnız son söz şunu söylemek istiyorum. Bayram sonrası bir bolluk yaşanacak. Trakya’ya yığılan canlı kurbanlıkların tamamı orada tüketilemez, bayramdan sonra onların Anadolu’ya geçmesi serbest kalacak. İthal ette de bir şişme yaşanırken, ki hissedilmeye başlandı. Bunların yansıması yerli hayvanda da gözle görülür bir artış olduğu verilerle sabit. Bundan üreticinin zarar gördüğü de bilinen bir gerçek.
Kurban ne olur derseniz. Her geçen yıl bir öncekini aratır. Bakmayın verilen fetvalara, 600 TL den yukarı bu iş için parası olan kurban keser. Olmayan, ki ezici ve sessiz çoğunluk onlar, zaten kendisi kurban olmuş, kurban kesmesi hem hayal, hem vacip değil.
Hayırlı bayramlar diliyorum… |