Kaya Dalkılıç ile olay röportaj
-80'li ve -90'lı yılların Belediye Meclisi Üyesi, Başkan Yardımcısı İç Mimar Kaya Dalkılıç, 'kaymakam-boyacı' heykeli ile ilgili işte bu yorumu yaptı..
'HINZIRCA BİR ŞAKA OLSA GEREK!'
"Böyle bir girişim olabileceğine inanmak istemiyorum.. İlk duyduğumda şaka zannettim, hala 'hınzırca bir şaka' olduğuna inanmak istiyorum" diyen Kaya Dalkılıç, "Sinkaflı ifadelerle kullanılan 'pabucunu boyatan kaymakam' söylemi, giderek 'Yalovalıların hafife alınması' algısını yaratan bir söyleme dönüşmüştür" şeklinde konuştu.
Dalkılıç, "Farkındalık yaratmak için kaymakam heykeline gerek yok. İnkılap vapurunu da para harcamadan 'böylece' korusunlar, olduğu gibi, yani bacası arkasında dursun." dedi ve ekledi:
'İnkılap yakında tam bir mizahi anıt ikonu olur!'
- Sayın Dalkılıç, Yalova kamuoyunda son günlerde tartışılmakta olan heykel konusu var. Siz, akademik öğrenimini güzel sanatlarda yapmış bir tasarımcı ve sanat adamı kimliğinizle birlikte uzun yıllar siyasetin de içinde bulundunuz. Nasıl yorumluyorsunuz, yapımı gündemde olan 'pabuç boyatan kaymakam' heykelini?
- Önce, bu girişimi öğrendiğimde inanmakta zorluk çektim. Bunun sıradan bir şaka olduğunu zannettim. Hatta, şu anda bile 'hınzırca bir şaka' olduğu inancımı zorlamaya çalışıyorum. Sahiden de böyle bir girişim var mı?
- Ne yazık ki böyle bir girişim var, hazırlıklar bitme aşamasında, bunu kültürel bir miras olarak sayıyorlar..
- 'Pabucunu boyatan kaymakam' söylemi, ne yazık ki çoğu kez sinkaflı ifadelerle kullanılmakta; bundan dolayı da giderek 'Yalovalıların hafife alınması' algısını yaratan bir söylem haline dönmüştür. Başlangıçta 'naif bir tartışma' olan bu kurgu-öykünün 'kültürel miras' kabulü görmesi; 'kültür' algılamalarında yaşanan bir yozlaşmayı çağrıştırıyor. Bu kararı verenler, kent halkına armağan edilecek 'kültürel miras' seçimlerinde daha özenli ve duyarlı davranmalıdırlar. Umarım; bundan vazgeçerler, ya da hepimiz ikna edecek, temel görüşümüzü çürütecek sağlam gerekçe üretirler; biz de inanır, dikileceği yerde seyre dururuz.
.."Hangi tarihle yüzleşmek bu?"
- Sayın Belediye Başkanımız bu heykelin yapımında ısrarlı. Konu gündeme geldiğinde, 'Biz bunu yapıyoruz, böyle uygun görüyoruz' demişti..
- Sayın Başkan'ın heykelin yapımını uygun görüp görmediğini bilemem, ancak bu girişime ilişkin 'tarihle yüzleşmek' gibi bir ifadede bulunulduğunu işittim. Toplumlar, uluslar ve kurumlar, tarihsel süreçlerinde koşulların dayatması sonucu birtakım eylem, davranış ve söylemlerde bulunurlar. Özünde farklı yorumlar barındıran bu 'eylemler', gelinen son aşamada 'öz eleştiri' ile dillendirilir, araştırılır, tartışılır ve gerekiyorsa 'özür dilenerek' tarihle yüzleşilir. Tarihle yüzleşme, genellikle hata ve günahların kabulü ile tanımlanır. 'Pabucunu boyatan kaymakam' heykeli yapılarak neyle yüzleşilecek? Kaymakamlık makamından özür mü dilenecek? Yalova kaymakamlığı (en azından son kaymakam Sayın Yaşar Yaycı) bu konuda rahatsızlığını belirtip özür mü bekledi? Ya da kaymakamlık makamını temsil ettiği devlet, 'dalga geçildiğini' anladı da şimdi özür mü bekliyor; Yalova halkından? Hangi tarihle yüzleşmek bu? Umarım beni de ikna edecek gerekçeleri vardır.
.."İnkılap vapurunda kaçak katlarla yaşanan ayıbın izleri ve izleniminden daha güçlü bir mizahla karşılaşmadım!!"
Kaya Dalkılıç, 'İnkılap'ın orjinaline sahip çıkılsaydı dünya ölçeğinde ikon kabulü gören bir iş olacaktı' dedi..
- Meydanda yapılan, yapılmayan dediniz; neyi kastediyorsunuz?
- Uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. İnkılap vapuru bir utanç modeli olarak ortada. Kültürel miras diyorsunuz, buyurun size korunası bir miras. Sahip çıkılsaydı, dünya ölçeğinde ikon kabulü gören bir iş olacaktı. Kimse tartışmadı, araştırmadı. Tam aksine, Aziz Nesin gülmecelerinde bile rastlanmayacak nitelikte üstüne iki kaçak kat yapıldı. Bu ayıbın izleri ve izleniminden daha güçlü bir mizahla karşılaşmadım, tabii kara mizah. İnkılap vapuru Yalova'nın kültürü. Bir dönemin yolculuk, ayrılık, kavuşma, sevinç, hüzün anılarının yükünü taşıyan bir ikondur. Bu kentin bir hemşerisi ve İnkılâp vapurunun kültürel dönüşüm projesini yapmış birisi olarak, Sayın Belediye Başkanı'na yazdığım yakınma ve yanıt talebime tam bir yıldır karşılık alamadım. Her şeyden önce bir yurttaş olarak bilgi edinme hakkım tanınmıyor. Farklılık yaratmak için pabucunu boyatan kaymakam heykeline gerek yok. İnkılâp vapurunu da para harcamadan 'böylece' korusunlar, olduğu gibi, yani bacası arkasında dursun. İnanın yakında şaşılası boyutta bir mizahi anıt ikonuna dönüşür.
Kenti yöneten arkadaşlarımız yeterince zeki ve akıllı insanlar. Umarım bu tür girişimlerin gerekçelerini açıklarlar ya da doğrusunu yaparlar. Bunu beklemek de hepimizin hakkı.
.."Ağzımdan bir anda Yalova kaymakamı çıkıverdi!"
- 'Başlangıçta naif bir taşlama' diye tanımladınız, 'kaymakam' öyküsünü. Bunu biraz açar mısınız?
- Bu olay rahmetli Aziz Nesin'in bir fıkrasından doğmuştur. Aziz Nesin, siyasal iktidarların oyuncağı edilmiş devlet hiyerarşisini, öykülerinin büyük bölümünde gülmece tadında hicveder, eleştirirdi. Kaymakamlık makamı, devletin en uçtaki mülki amiridir. Aziz Nesin, bu makamı sembolik bir motif olarak ele alır, naif bir dille, saygınlık çerçevesinde, kaymakamın şahsında devleti eleştirir, makaraya alırdı. Yalova'da böyle bir olayın gerçekte yaşanıp yaşanmadığını kim araştırmış, buna ilişkin belge var mı?
- Aziz Nesin'den söz ettiniz, O'nun öyküsü olduğundan siz emin misiniz?
- Yıllar önce, Aziz Nesin kitaplarında okuduğumu biliyorum. Kitaplığımda bulunan tüm kitaplarını araştırdım. Bulamadım. Ya gözümden kaçtı ya da bendeki kitaplarında yok. Ama, kaymakam öyküsü ile ilgili olarak Aziz Nesin'in doğrudan kendisinden dinlediğim, daha doğrusu yaşadığım hoş bir olay var. O gün 'kaymakam' öyküsündeki 'ironik' eleştirinin gücüne ve gerekliliğine tanık olmuştuk.
- Nasıl bir olay bu, bizimle paylaşmanın bir sakıncası yoksa anlatır mısınız?
- 1990 yılı Şubat ayında, Ergün sineması salonunda bir panel düzenlenmişti. Aziz Nesin, Demirtaş Ceyhun, Abdurrahman Dilipak katılımcı olarak Yalova'nın konuğu idiler. Kaymakam Rahim Yıldız, belediye başkanı Cengiz Koçal idi. Ben de belediye başkan yardımcısı idim. Panelden sonra Ceyhun ve Dilipak ayrılıp İstanbul'a yola çıktılar. Biz Aziz Nesin'i yemeğe alıkoyduk, Atacan restorana gidip oturduk. Kaymakam Rahim Bey daha sonra katılacağını söyleyip, salonda bizden ayrılmıştı. Atacan'ın cam kenarında, olağanüstü kar yağışını izleyerek yemeğimize başladığımızda Yalova'ya ilişkin sorunlar, beklentiler, projeler derken söz dönüp-dolaştı, yaz aylarında kültürel bir etkinlik düzenlenmesine vardı. Aziz Bey bize, 'kimsenin unutamayacağı, herkesin kabul edeceği, kültürel-sanatsal bir imge bulun' dedi. Sesli düşünerek çiçek, karanfil, elma, Termal, deniz gibi özellikleri sıralayıp yorumlar yapıyoruz. Hiçbirisi tek başına Yalova'yı tanıtmaya, uğruna festival düzenlemeye yetmiyordu. Biz Cengiz Bey ile yan yana oturuyoruz, Aziz Bey benim karşımda oturuyor, yanındaki boş sandalye ise kaymakamı bekliyor. Aziz Bey, 'bakın' dedi ve bir yudum su içip, ilave etti: 'kaymakam festivali yapın.' Bu teklif Aziz Bey'in gülmeyen ama hınzır bir çocuk ifadesindeki yüz hatlarında bize sunulunca; biz bir kahkaha tufanına tutulduk, boğulurcasına gülüyoruz. Aziz Bey ise serinkanlılıkla bizi izliyor. Bu gülme tufanında kaymakam Rahim Yıldız gelip boş sandalyeye oturdu, selamını duymadık. Ama Rahim Bey de en az bizim kadar gülüyor, ne olduğunu bilmeden. Kendimize gelirken Aziz Bey ile Rahim Bey'in henüz tanıştırılmamış olduğunu fark ettim ki Aziz Bey kaş-göz işaretiyle dudaklarını sallayarak 'kim bu' mimikleriyle yüzüme baktı. Hiçbir protokol kuralı ya da gülmece kaygısı ve kurgusu düşünmeksizin anında, 'Yalova kaymakamı' deyiverdim. Yaptığım gafı ancak beş-on dakika sonra düzeltebildim. Çünkü serinkanlı Aziz Bey'e gelmişti, katılırcasına gülme sırası. Benim için çok değerli anısı olan bu olay sırasında 'Yalova kaymakamı'nın simgesel bir eleştiri motifi dışına taşırılmış, hatta sinkaflı kullanımının tercih ediliyor olmasının verdiği rahatsızlık belirgin bir biçimde açığa çıkmıştı. Keşke biz rahmetli Aziz Nesin'in önerisini kabul edip
Kaymakam festivali yapabilseydik. Gülmece sanatının, toplumsal eleştiriyle bütünleştiği bir geniş hoşgörü kültürünün temellerini atmış olurduk. Ne yazık ki, uğradığımız kültürel yozlaşma tüm hoşgörü kapılarını kapatıyor. Bunun örnekleri ne yazık ki Yalova meydanında birkaç yıldır yapılan, yapılmayan nice örneklerle sergileniyor. Yazık oluyor Yalova'ya.